
New York Times‘ın arşivinde “Andy Warhol” üzerine yapılan basit bir arama bugünle sanatçının ölüm tarihi olan 1987 arasında 3,717 sonuç gösteriyor. Bu yazıların bazıları Warhol’un ölümünden sonra işlerinin gösterildiği onlarca sergi üzerine olsa da, birçok yazı başka sanatçıların işleri hakkında. Koreograf RoseAnn Spradlin’in Warhol’un Blue Liz adlı resminden esinlenerek hazırladığı danstan gay punk film yapımcısı Bruce LaBruce’un Warhol’u taklit ettiği film üzerine yazılanlar araştırmamın sonuçlarından sadece birkaç tanesi. Bulduğum yazıların arasında 1997 tarihli “Andy Warhol’un Kalıcılığı” adlı makalenin de olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Andy Warhol, ‘kaçınılmaz bir ün’e sahip olan kültürel bir simgeyle 20. yüzyılın ‘ciddi’ sanatçısının bir arada var olabileceğinin kanıtıdır.
23 yıl boyunca Andy Warhol’un temsilciliğini yapan Leo Castelli, Warhol’un ölümü üzerine sanatçının sanat dünyası için önemini şöyle ifade etmiştir: ‘Kendi kuşağının sanatçıları arasında, Warhol hala genç sanatçıları en çok etkileyendir; gerçek bir guru olduğunu düşünüyorum.’ Warhol günümüzde çalışan sanatçıları en çok etkileyen kişilik olmasa da, işleri her sanatçı için önemli bir özelliğe sahiptir: içinde yaşadıkları zamanı ve kültürü tanımlayan unsurlardan biri olmak, katılmak ve değiştirmek. Bu özelliği göstermek için The Nation’ın eleştirmeni Arthur Danto, Warhol’un meşhur sözlerini şöyle değiştirmiştir, ‘Kendini bilmek istiyorsan, resimlerimin yüzeyine bak, ordasın.’ Warhol’un çalışmaları resmin dokunulabilir yüzeyinden uzaklaşarak daha çok çoğaltılabilme ve sanatçının yöntemlerinin herkes tarafından kullanabilecek yöntemlere dönüştürülmesinin altını çizdi. Fikirleri resimlerini görsel olarak tanımlamanın ötesinde Warhol’un ne tür bir sanatçı olduğunu da belirledi; Warhol, varolduğu dünyayı hem eleştirdi hem de uyumlu bir parçası oldu.
Kısa bir Warhol Biyografisi
Andy Warhol, Andrew Warhol adıyla Pittsburgh, Pennsylvania’da Slovak göçmeni bir anne-babanın üçüncü oğlu olarak dünyaya geldi. Diğer göçmen aileler gibi Warhola ailesi de fakir olsalar da birbirlerine çok yakın ve çalışkan bir aileydi. Andrew çocukluğunda ciddi bir hastalık geçirerek bir yıl kadar okula gidemedi ve bu bir yıl içerisinde annesi Julia ile çok yakınlaştı. Hastalığı sırasında annesi Andrew’a çizgi romanlar getirdi ki bu çizgi romanlar Warhol’un ileride oluşturacağı görsel dünyada çok kilit bir rol oynadı.
Andrew’un babası oğlunun yeteneğini fark ederek üniversite öğrenimi için para biriktirmişti. Andrew, Carnegie Institute of Technology’nin Resim ve Tasarım Bölümü’ne kabul edildi. Küçük olmasına rağmen sıkı bir sanat eğitimi veren bölümden mezun oldu. Daha sonra New York’a taşınarak başarılı bir ilüstratör olarak profesyonel hayata atıldı. Harper’s Bazaar, Vogue, New Yorker gibi dergilerde çalışan Warhol aynı zamanda Bonwit Teller ve I.Miller gibi dükkanların vitrinlerini tasarladı. 50lerde işleri birçok mekanda sergilenmesine rağmen Warhol’un kariyeri için en önemli adımlardan biri MoMA’daki 1956 tarihli grup sergisiydi.
Warhol’un ünlü kişiliklere ve güzelliğe olan ilgisi 1950lerdeki ticari ve sanatsal işlerinde kendini göstermeye başlamıştır. 50′lerin sonlarına doğru Jasper Johns ve Robert Rauschenberg’in çalışmalarıyla ilgilenmeye başlaması, kendini sanatçı olarak tanımlamayı arzulamasına yol açmıştır. Sanatçıya özgü olduğunu düşündüğü ‘gündeliği olağanüstü’ hale getirmek Warhol’un ilgisini çekmiştir ve Amerikalıların hayatını tanımladığını düşündüğü banal unsurları işlerinde kullanmak istemiştir. Warhol’un simgeleşmiş resimleri, Campbell çorbaları ve Coca-Cola şişelerini kullanır. Warhol, bu ürünlerin her zaman aynı olmasından hoşlanmıştır, bir anlamda Amerika’da demokratik eşitleyici olarak görev gördüklerine inanmıştır. ‘Bir şişe kola ne kadar paran olursa olsun bir şişe koladır; köşedeki evsiz adamın içtiğinden iyi bir kola istesen de içemezsin,’ demiştir.

Warhol 1962 yılında daha sonra felaket resimleri olarak tanımlanacak resimlerine başlamıştır. 129 Die in Jet (Plane Crash) elle resmettiği son resimlerden biri oacaktır. Bu sıralarda mekanik çoğaltma yöntemleriyle ilgilenmeye başlayarak çizimlerden hazırlanan ipek baskı yöntemlerini kullanmıştır. Tekrar, özellikle de bu resim serilerinde düşüncelerimizin durmadan trajedilere geri dönmesini bir anlamda görsel olarak yansıtmıştır. Warhol’un gazetelerdeki trajedilerle ilgilenmesinin bir başka nedeni de bu insanların kısa süreli de olsa gazeteler ve televizyon sayesinde meşhur olmalarıdır.
1964’te Warhol’un işleri ilk defa Leo Castelli Galerisi’nde gösterilmiştir. Flowers adlı serisini gösteren Warhol, bu resimler için bir dergiden kestiği imgeyi kullanarak tekrar tekrar resmetmiştir. Altı ay sonra resimle uğraşmayacağını açıklayan Warhol’un bu kararında Factory’nin aktivitelerinin hızlanmasının ve kendisi için artan bir önem kazanmasının etkisi olmuştur. Warhol kendini arkadaş ve tanıdıklarla çevirmiştir. Bu insanlar daha sonra Warhol’un filmlerinin oyuncuları olmuştur.

Warhol, kariyerinin doruk noktası olan 1968’de, zaman zaman filmlerinde figüran olarak rol olan Valerie Solanis adlı bir kadın tarafından öldürmek amacıyla ateş edilmiş; ancak ölmemiştir. Warhol’ın hayatı bu olaydan sonra asla eski haline dönmemesine rağmen Warhol çalışmaya devam etmiştir. Kariyeri boyunca sanatın sınırlarını zorlayan çalışmalar yaparak 20. yüzyıldaki tanımlarla oynayan Warhol, sanatçıyla halk arasındaki farkı yok ederek kendini kültürel bir ikon haline getirmiştir. 1987’deki erken ölümü safra kesesi ameliyatından sonra oluşan bir komplikasyon olarak açıklanmıştır. Warhol’un hayatı boyunca hastanelerden korkması da ölümünü ironik kılar.
bugünün yüzeyselliğin,hiçbirşeyi içselleştirememe ve içinin tam olarak doldurulamayışınında habercisiymiş aslında.güzellik,popülerlik,tekrar,ısrar bütün bunlar görsel hayatımızın içine işlemiş durumdaydı neredeyse bir anlamsızlık haliydi.yaptığımız herşey, bu pop delirmişlik şirketlerin,medya kuruluşlarının,kısaca kültür ekonomisinin işine geldi ki güzelliğe,popüler olana duyulan ilgi aynı zamanda yeni bir design marketing alanı oluşturdu. neyseki atlatıyor bu poptravması işlevinde estetiğin içinde yeniden post post dönüştüğünü görüyoruz..
annemde pop sanatını seviyor,çünkü o renklidir demişti biri.. şener özmendi galiba güzel critic!ti
Benim her zaman uzerine dusundugum konulardan biri de Warhol’un gelecegin habercisi olmasinin otesinde gelecegin uzerinde ne kadar etkisi oldugudur. Yani, ozellikle sanat konusunda bazi kabullendigimiz ya da inandigimiz seyler acaba Warhol yuzunden mi?
Cok deger verdigim hocalarimdan bir tanesi, 20. yuzyilin en onemli 3 sanatcisini Duchamp, Warhol ve Beuys olarak tanimlamisti. Tabi boyle bir siralama mumkun degil ama uc sanatcinin arasindaki bag uzerine dusunmek de enteresan olabilir.
Duchamp, Warhol ve Beuys’i 20. yüzyılın en önemli sanatçıları olması fikrini fazlasıyla cliché ve taraflı buluyorum.
20. yy.’ın en önemli sanatçıları dendiğinde Duchamp ve Beuys’u pek düşünmüyorum. Ama 20. yy.’ın ikinci yarısını ele aldığımızda Andy Warhol’u bu dönemi şekillendiren ve harekete geçiren isim olarak görüyorum.
Tarafli olduguna katiliyorum ama boyle bir karsilastirmanin neden yapildigi ya da bu uc sanatcinin ortak noktalari dusunulunce ortaya ilginc bir sonuc ciktigini dusunuyorum.
Uc sanatcinin ortak paydasi, tanimlarla, sanat ve izleyici arasindaki sinirlarla, sanatciyla izleyici arasindaki farklarla oynamalari. Ozellikle Duchamp’in fikirlerinin su anda yaptigim her ise, her yargiya etki yaptigini dusunuyorum.
Tabii ki estetigin, “onem”in tanimlari cok farkli ve 3 buyuk sanatci denince cok farkli tartismalar yapilabilir. Ama bu dusuncenin arkasinda bir gecerlilik oldugunu dusunuyorum. 100% olmasi mumkun degil dogal olarak.
O zaman, titiz olur, yirmi buçuğuncu yüzyıl deriz?
Galiba -
tabi bir de 20. yuzyili zaman dilimi olarak mi tanimliyorsun yoksa 21. yuzyila baglantili olarak mi dusunuyorsun?
ister istemez bu sanatçılar bizim görsel algılarımıza etki ettiler,daha tasarım mobilyalar,daha design clothes,lifestyl vs…aslında oluşan yeni tarzların pazarlanmasında aracı oldular.yapmak istedikleri bumuydu bilmiyorum ama sonuçları biraz bunlara neden oldu gibi. beuys’u diğerlerinden biraz ayırıyorum o nesnenin aradan çıktığında aracınında ortadan kalkacağını ve böylelikle etki edecek olan şeye görsel bir baskıdan kurtularak doğrudan ulaşılabileceği ve içeriğinin sorgulanmadan kabul edilmeyeceğini söylemişti şimdi oraya doğru gittiğim kesin başlıkları kendimiz belirlemek ve şekillendirmek istiyoruz içi boş olan herşey çöp olmaya mahkum oluyor bi yerde.
Warhol’un sanat çalışmalarının amacı pazarlama mıydı bilmiyorum ama pazarlama mekanizmalarını bilinçli ve çok iyi bir şekilde kullandığı kesin. 50li yıllarda daha sanatla uğraşmadan grafik, reklam ve moda branşlarında çalıştığı için zaten toplumdaki artarak tüketime odaklanan eğilimin ve bunların nasıl yönlendirileceğinin çok iyi farkındaydı. Daha sonra sanatla uğraşmaya başladığında konularını bu alandan seçerek ve onları iyi bir taktikle sergileyerek herkesin ilgisini çekmeyi başardı. Hatta kendisini de bir marka olarak çok iyi pazarladı. Aynı anda bir çok yerde bulunan Andy Warhol dublörleri, ya da sanat tarihi hakkında aslında derin bir birikime sahip olmasına rağmen kendisini sürekli yüzeysel ve bilgisiz gösterme çabası, söyleşilerde verdiği garip demeçler bunlara örnek olarak gösterilebilinir.
Yanlis hatirlamiyorsam MoMA’nin Andy Warhol retrospektifinin katalogunda okudum bunu: Warhol’un kendini “yuzeysel” gosterme cabasi, islerini one cikarmakti ama ayni zamanda bu yuzeysellik kendi icinde bir personaya donuserek yine one cikti. Bilincli oldugu konusunda cok haklisin, Warhol’un guzel sanatlara gecisi Rauschenberg ve Johns’dan etkilenmesi sonucu kendine sanat dunyasinda bir yer aramasi da bir taktik olarak gorulebilir.
Marka olmasi da aslinda su anda “artists collective” olarak gordugumuz, birlikte calisan, ureten sanatci gruplarinin ilk orneklerinden birinin Factory oldugunu dusunduruyor bana.
ben her zamanki gibi şüpheci yaklaşıcam bu olaya, ve
“Warhol’un kendini ‘yüzeysel’ gösterme çabası, işlerini one cikarmakti” gibi düşüncelerde biraz ‘overinterpretation’ olduğunu savunucam..
Dogrusunu soylemek gerekirse, overinterpretation’in genel olarak 20. yuzyilda yapilan cogu isi “plague” ettigini dusunuyorum. (Ozellikle Manzoni gibi genc olarak tanimlanabilecek, prodigylerde) Ama Warhol’in bilincli bir operasyonun basi oldugu bir gercek, Factory’den filmlerine resimlerine estetik ameliyatlarina, hersey bilincli. Ama diyebilirsin ki bir tek Warhol oyle, herkesi overinterpret ediyoruz:)
Warhol’un kendini sunuş biçiminin işlerini öne çıkarmak için bir taktik olup olmadıgını söylemek zor. Çünkü kendisini sunuş biçimi dışında ilk olarak yaptığı çalışmalar “yüzeysel”liği konu alıyor. Sanat çalışmaları yüzeysel miydi yoksa yüzelseyi konu edinerek onu eleştiriyor muydu bu soruya da iki taraftan bakıp iki seçeneği de destekleyebilecek görüşler bulmak mümkün. Warhol’u kişilik ve çalışmaları olarak bu yönden oldukça paradoksal ve bazen de kafa karıştırıcı buluyorum:)
“Artists collective” konusuna deyinmek gerekirse, her ne kadar modern çağın bir ürünü gibi gözükse de almanca “werkstatt” denilen türkçe atölye diyebileçeğimiz sanatçıların bir arada çalıştığı ve çoğu zaman aynı ad altında ürettiği gruplar benim bildiğim kadarıyla en azından ortaçağa kadar dayanıyor.
Bottega Werkstatt’dan daha kulağa hoş gelen bir kelime.
Hal Foster’in Warhol uzerine yazdigi yazilardan birinde “critical and complacent” deniyordu. Bence yuzeysellikle iliskisini bu kelime ikilisi cok guzel tanimliyor.
Artists collective’i atolye olarak dusunmemistim, Factory’le atolyelerin arasindaki benzerlikler ve farkliliklar ilginc bir konu. Hiyerarsi ve Warhol’un marka olmasi bakimindan atolyelere benziyor, islerin ordaki insanlar sayesinde degismesinden dolayi ise belki artists collective’e benziyor.