Madame Butterfly’ın La Scala’daki ilk temsilinde son perde inip eser bitince salonu kahkahalar ve ıslıklar doldurmuştu. Perde bir daha açılmadı… Butterfly’ın bir düzen kurbanı olduğu sanılıyordu. Puccini’nin bazı rakipleri bu işi gizlice hazırlamışlar, başarıyla uygulamışlardı. Butterfly böyle bir sonuca layık bir opera değildi.
Yirminci yüzyıl modern dans tiyatrosunun öncüsü, Dance Theater’ın annesi Pina Bausch 30 Haziran’da hayata veda etti.
Dört yüz yıldan bu yana, parlaklığından bir şey yitirmeden günümüze gelen Shakespeare’in romantik tragedyası, Romeo ve Juliet, aslında birçok ülkenin halk öyküleri içinde yer alan, bilinen bir “aşk” temasını ele alır. Prokofiev’in etkileyici ve çağdaş bestesi sayesinde Romeo ve Juliet balesi birçok koreografa ilham kaynağı olmuş ve modern versiyonlarının da ortaya çıkmasını sağlamıştır. Balenin konusunu oluşturan aşk teması hiçbir millet ayrımı gözetmeksizin var olan evrensel bir duygudur. Shakespeare tarafından “aşk” temasının güçlü bir şekilde işlenmiş olduğu bu bale, geçmişte olduğu gibi bundan sonra da başarılı sahnelenmeler olduğu sürece var olacağının habercisidir.
Klasik balenin tarihte, yeniyi aramadaki ilk kıpırdanmalarına baktığımız zaman, önce maskelerden ve hareket etmeyi zorlaştıran kostümlerden yana reforma uğradığını görürüz. Daha sonra da ikinci bir reform olarak sadece saray erkanını eğlendirme görevinden Paris Bale Akademisi’nin kurulmasıyla da akademikleşme sürecine geçişi yaşanır. Ancak akademikleşerek belirli kalıplara bürünmüş olan bale sanatı 20. yy.a değin değişimlere pek de açık olmayan bir süreçle karşı karşıya kalmıştır.
Modern dansta her defasında yeniden yaratılan reji yaklaşımları ile koreograf sayısı kadar yaklaşım vardır. Bu nedenle ortaya çıkan tarzların uçup geçiciliğinden kurtulmak ve aynı zamanda ekonomik alana girmek için belli bir koreografın imzasını taşıyan tekniklere yaslanılmıştır.
Seda Ayvazoğlu, “Modern Dans ve İlkeleri” yazı dizisinin ikinci bölümünde, modern dansın özündeki fikirleri ve başlıca stillerini ele alarak bu disiplinin gelişim sürecini tartışıyor.
“Dans, imkansızı mümkün kılan gerçeğin yansımasıdır” sözünden yola çıkan Seda Ayvazoğlu yazısında modern dansın bir sanat formu olarak dans geleneği ile ilişkisini; modern dansın 20. yüzyıldaki gelişimini; Xavier Le Roy, Jérôme Bel ve La Ribot gibi dansçıların bu disiplini nasıl tanımladığını; ve bu alandaki yaygın teknikleri tartışıyor. “Modern Dans ve İlkeleri” üç bölümden oluşacak bir seri olarak yayımlanacak.
Son Yorumlar