There Will Be Blood’ın özelliği, güçlü karakterlerin içine yerleştiği ilişki ağının dramatik derinliğinde ve bu dramanın toplumsal bağlamını tasvirdeki maharette yatıyor.
Alberto Moravia’nın 1951 tarihli romanından sinemaya uyarlanan Il Conformista, Bernardo Bertolucci’nin ilk filmi.
Eleştirmenler tarafından Kore sinema tarihinin en iyi üç filminden biri olarak kabul edilen Hanyeo, bir evin içinde geçen bir gerilim filmi.
Kōbō Abe’nin 1962 tarihli kitabını sinemaya uyarlayan Hiroshi Teshigahara’nın Suna No Onna’sı, sürreellikle gerçeklik arasında gidip gelen bir film.
Tim Krabbe’nin The Golden Egg isimli kitabından sinemaya uyarlanan Spoorloos, şu ana kadar seyrettiğim en basit ama en etkileyici gerilim filmiydi.
Charles M. Schulz çocukların dünyasını çocukların gözünden en doğal şekilde anlatan sanatçılardan biriydi. 1950 yılında gazetelerde yayımlanmaya başlayan çizgi bantı Peanuts, minimal çizgileri ve naif esprileriyle kısa sürede çocukları kendine aşık etmişti.
“Güzel sanatlar dişiyi bir meta-kadın olarak göstermeye çalıştığı her yerde, onu, oldum olası kusursuz, yanına yaklaşılması olanaksız görünen bir güzellik ideali olarak anıtlaştırmıştır.”
Marco Ferreri’nin kült filmi Dillinger é morto (Dillinger’in Ölümü) bir adamın (Glauco) kendi evinde gerçekleştirdiği tuhaf ritüelleri anlatıyor.
Metin Erksan ve David E. Durston’ın yönettiği Susuz Yaz, tutku ve çaresizlik üzerine kurgulanmış bir film.
Senaryo ve yönetmenliğini İnan Temelkuran’ın yaptığı Bornova Bornova, filmin kendi sitesinin sözleriyle, “insanların hayallerinin iyice küçüldüğü, ruh sağlıklarını bozmadan yaşayabilmenin zorlaştığı bir dönem”de geçiyor.
Son Yorumlar