// Güzide İslamoğlu ile Söyleşi

Kategori: *Fotoğraf Projeleri

Dünyanın her yerinden sanatçıları, çeşitli projeler ile bir araya getiren Art House Co-Op (Sanat Evi Kooperatifi) “Eskiz Defteri Projesi” ile tüm Amerika’yı dolaşıyor. Herkesin katılımına açık projeye ben de geçen sene, internet siteleri üzerinden başvurmuştum. $15 karşılığında size küçük boy bir Moleskine eskiz defteri gönderiyorlar. Defteri doldurup, belirlenen tarihte onlara geri yolluyorsunuz. Böylece “Eskiz defteri”niz kooperatifin organize ettiği sergiye katılıyor ve tüm Amerika’da çeşitli galerileri geziyor. Ben bir türlü defteri dolduramasam da, “proje ne oldu?”, “kaç kişi katıldı?”, “neler ortaya çıktı?” diye merak etmeden de duramadım. Nitekim projeyi takip etmek için kooperatifin sitesine girdiğimde beni güzel bir sürpriz bekliyordu; sürprizin adı, bu yazının konusu, Güzide İslamoğlu.

Güzide Hanım’ın çizimlerinin yer aldığı “Eskiz Defteri”, projenin anasayfasında sergilenen 5 defterden biri. Toplam katılımcı sayısının 2800 olduğu düşünülürse, anasayfada yer almanın önemi hayli büyük. Bu röportajın asıl gerçekleşme nedeni ise, benim kime ait olduğunu bilmeden çevirdiğim sayfalarda gördüğüm çizim ve motiflere karşı hissettiğim karmaşık duygular ve şaşırtıcı yakınlık. Avuç içi büyüklüğünde sayfalara destansı imgeler sığdıran İslamoğlu ile sanata bakışını ve Türkiye’de, kendi deyimiyle alaylı bir sanatçı olma durumunu konuştuk.

7-1

Özgeçmişinizi okurken Resim Heykel Müzeleri Derneği ile bağlantınız dikkatimi çekti. Ben de ilkokul, ortaokul yıllarında derneğin açtığı resim kurslarına katılmış, çok keyif almıştım. Beşiktaş’ta bulunan müzenin atmosferini de çok severdim. Dernek’in bugünkü rolünden biraz bahseder misiniz?

Aslında derneğin müze ile resmi bir ilişkisi yok. Resim ve Heykel Müzesi binası, Atatürk tarafından Mimar Sinan Üniversitesi öğrencilerine işlerini sergileyebilmeleri için hediye edilmiş. Fakat zaman içinde politik sebeplerden dolayı müzenin yenilenmesi için bütçe ayrılmıyor ve ihtilal süresinde de müze kapatılıyor. Dernek’in kuruluş sebebi esasında müzenin açılmasını sağlamak. Sonrasında müze açılıyor ve uzun bir süre Dernek de müzenin içinde faaliyet gösteriyor. Dernek’in kazançları müzeye bağışlanıyor, oranın eksikleri gideriliyor.

Son dönemde tadilat sebebiyle dernek Nişantaşı’na taşındı. Çocuklar ve gençlerle sanat faaliyetlerine devam ediyoruz. Çağdaş sanatı destekleyen sayılı kuruluştan biriyiz. Şu an Aksanat’ta 28. Günümüz Sanatçıları sergimiz devam ediyor ve bu sergiler için bir yabancı, bir Türk küratörle çalıştık.

Sizin sanatla bağınız nasıl gelişti?

Ben esasen inşaat mühendisliği okudum ama küçüklüğümden beri resim yaparım. Türkiye’de hep “oğlum, kızım mühendis, doktor olsun” denir; resim, spor meslek olarak görülmezdi. Bu yüzden resmi bir sanat eğitiminden geçmedim. Şimdi ise daha farklı. Günümüzde aileler çocuklarını sanat eğitimi yapmaları konusunda teşvik ediyorlar.

Resim yapmada önemli olan sevmek, emek vermektir, yoksa teknik olarak resim yapmayı her zaman öğrenebilirsiniz. Ben resmi öncelikle kendim için yapıyorum. Kendi problemlerimi çözmek, kendi projelerimi gerçekleştirmek istiyorum.

İstanbul’daki yeni gelişmekte olan güncel sanat merkezleri ile ilişkiniz nasıl?

Birçok yeni gelişmeyi ilgiyle takip ediyorum; fakat Türkiye’de statükoculuk çok yaygın. Çok az sayıda sanat ile uğraşan kişi olmasına rağmen bu kişiler kapalı bir ortamda kalmayı tercih ediyor. Sanat çevresinde tanınmış galeriler belli sanatçılarla, ki bu da esasında çok az sanatçı demek, çalışmayı tercih ediyorlar. Bu da sanata emek veren bir çok kişinin yeterince tanınmasına engel olan unsurlardan biri. Mesela biz geçen sene 3 arkadaş bir galeri ile birleşerek Contemporary Sanat Fuarı’na başvurduk. Bireysel olarak başvuramıyorsunuz; bir galeri ile başvurmanız lazım. Fuar da kendine bir çizgi belirlemiş; çağdaş sanat çizgisinde durmak istiyorlar. Bu yüzden katılımcı galerileri onlar seçmek istediler. Biz Kent Galeri ile katıldık ve çok başarılı bir fuar geçirdik. Satış yapan az sayıda galerilerden biriydik.

Peki güncel sanat akımı ile etkileşiminiz nasıl? Yeni sanat biçimlerini benimsiyor musunuz, yoksa daha geleneksel bir çizginiz mi var?

Ben enstalasyon yapmıyorum, duvara asılabilecek ve sergilenebilecek yüzeyler üzerinde çalışıyorum. Sanatseverin orijinal bir işi satın alıp, evine götürmesinin önemli olduğunu düşünüyorum.

Her zaman yeni malzemeler tanımayı, denemeyi severim. İşlerimin her bakana farklı bir şey anımsatması ve malzeme zenginliği anlamında çağdaş bir ifadesi var; ama sunumda geleneksel yöntemleri tercih ediyorum.

11-1

“Eskiz Defteri Projesi”ne nasıl katıldınız? Projeden sonra size geri dönüşü nasıl oldu?

Bir arkadaşım vesilesiyle bu projeden haberim oldu. Başvurumu yaptım; bana küçük bir defter gönderdiler ve gördüğünüz o çizimleri yapıp geri gönderdim. Güzel bir iletişim platformu oluştu. Sizin aktif bir sayfanız oluyor ve oradan yorumlar geliyor. Kooperatifin başka projeleri de oluyor; zamanım oldukça takip etmek isterim.

Sanat üretiminiz hep bir proje altında mı gerçekleşiyor yoksa bireysel işler de çıkartıyor musunuz?

Genelde sergiler, fuarlar ve yarışmalar tetikleyici unsurlar oluyor. Ama ben bireysel üretim yaparken (belli bir konsepte bağlı kalmadan) kendimi daha özgür hissediyorum. Atölyemde yoğun geçirdiğim sürede beslenip, yeni şeyler üretebiliyorum.

İşler ister istemez bir başlık altında toplanıyor ama kendinizi tekrar etmemeniz lazım. Bir yandan da belleklerde yer etmek için size ait bir şeyleri de oturtmuş olmak gerekiyor. Bu aralar, gelecek Contemporary Sanat Fuarı’na hazırlayacaklarım üzerine yoğunlaşıyorum. Mümkün olduğunca güncel sanatı sergileri, fuarları gezerek takip ediyorum. En son Art Basel’e gittim. Sanatta yeni bir proje fikri ile çıkmak artık iyice zor; her şey yapılmış durumda.

“Eskiz Defteri Projesi” için yaptıklarınıza baktığımızda birkaç tema göze çarpıyor; kimliğe dair sorgulamalar yapılmış. Bunları ne kadar bilinçli yapıyorsunuz, yoksa pasaporttan bir sayfa ve bir bebek fotoğrafını malzeme olarak uyumlu ve enteresan olduğu için mi kullanıyorsunuz?

Kafamda ne yapmak istediğime dair bir konu başlığı oluyor ve onunla ilgili malzeme arayışına geçiyorum. O konuya çağrışım yapacak neler olabilir diye düşündüğüm için tabii malzemelerin birbiriyle bağlantısı oluyor; bazen de rastlantısal gelişiyor.

Malzeme kullanmayı çok seviyorum. Şu anda da fotoğrafçılıkta özel baskı tekniklerini öğreniyorum. Van Dyke ve Gum Bichromate teknikleri bunlardan birkaçı. Kimyasal bir işlem sonucu elde ettiğiniz için baskılardan her biri bir diğerinden farklı. Kasım-Aralık aylarında bu teknikleri farklı yüzeylerde denediğim bir fotoğraf sergisi planlıyorum.

2-1

Hem yaptığınız işlerde hem de malzeme seçiminizde eskiye dair bir ilgi gözlemliyorum. Bunun nedeni büyüdüğünüz aile ortamı ve coğrafya mı, yoksa tamamen sizden mi kaynaklanıyor?

Çok kültürlü bir geçmişe sahip bir ülkede yaşamanın verdiği birikim herhalde. Yaşadığım kent İstanbul eski ve yeninin yan yana olduğu ve birçok kültürü içinde barındıran bir yer. Şu güne kadar okuduklarımın, yaşadıklarımın, gördüklerimin toplu birer yansımasıdır diye düşünüyorum.

Son olarak Türk sanatçılardan kimleri takip ediyorsunuz?

Gülsün Karamustafa, İnci Eviner, İrfan Önürmen, Balkan Nazi İslimyeli, Arzu Başaran, Gönül Nuhoğlu, Suna Tüfekçibaşı beğendiğim sanatçılardan bazıları. Gençlerde ise Günümüz sanatçıları sergisine seçilen sanatçıları severek takip ediyorum.

Sohbet için çok teşekkürler.

Güzide İslamoğlu’nun Çalışmalarından Oluşan Galeri İçin Buraya Tıklayın

.

Tartışma Alanı

“Güzide İslamoğlu ile Söyleşi” için 3 Yorum yazılmış.


  1. Çalışmalar gerçekten harika. Bu güzel yazı için teşekkürler.

    Posted by Abdullah Özgün | Temmuz 10, 2009, 21:54
  2. Ipek,

    Ozellikle “proje uzerine is uretme veya bireysel isler cikarma” konusundaki soru-cevap cok hosuma gitti. Pratiklerini proje bazli olarak devam etiren sanatci sayisi oldukca fazla bugunlerde, ve bunun artilarinin eksilerinin konusulmasi gerektigini dusunuyorum.

    Istanbul’daki guncel sanat merkezleri ve inisiyatifleri ile sanatcilar arasindaki iliski hakkinda verilen cevap da cok onemli bir konuya giris niteliginde. Bu kurumlar ile sanatcilar arasindaki iletisim ve/veya iletisim kopuklugu tartismamiz gereken bir konu.

    Cok samimi bir soylesi olmus. Tekrar tesekkurler.

    Posted by Ozge Ersoy | Temmuz 12, 2009, 10:44
  3. Selamlar,
    Biraz gecikmeli olarak okudum röportajı. İşler için Güzide Hanım’ı tebrik etmek isterim.

    Türkiye’deki Güncel Sanat Merkezleri ve Sanatcılar, hatta İzleyiciler arasındaki kopukluk muhakkak ele alınması ve çözüm önerileri üretmek adına üzerinde konusulması gereken bir konu..

    Heyecanımızı ayakta tuttuğunuz için tekrar teşekkürler..

    Posted by Seçil Kınay | Temmuz 20, 2009, 13:07

Bir Yorum Yazın



Fotoğraf Projeleri

Icon for Post #2991

Icon for Post #2991

Icon for Post #2991

E-mail Bültenimize Üye Olun

Email