// Lolita Üzerine

Kategori: Edebiyat

lolita.large

Geçen hafta ilk defa Lolita‘nın sinema uyarlamasını izledim. (Bkz. Lolita, Stanley Kubrick, 1962) Defalarca okuduğum, altını çizdiğim, tasvirlerini ezbere bildiğim, gözümün önünde farklı şekillerde, renklerde, dokularda canlandırdığım sahnelerin bir başkası tarafından yorumlanmış halini görmek elbette heyecan vericiydi; ama bir yandan da Nabokov’a ihanet ediyormuşum gibi hissediyordum.

Filmi izledikten sonra filmden çok Nabokov’un romanı üzerine düşünmem, bana bu romanın üzerimde ne kadar derin bir etki bıraktığını bir defa daha hatırlattı, bir anlamda kanıtladı. Kubrick’in benzersiz görsel dili ve kurgusunun her anına işlendiği filmin sonrasında bile, aklımda Lolita‘nın romandaki kelimeler ve duygularla anlatımı kalmıştı.

Kitabın elimdeki baskısı, Lolita’nın ilk basımının 50. yıl dönümü vesilesiyle Vintage tarafından 2005 yılında piyasaya sürüldü. Çoğu kişinin bilmediği şey ise, bu 50. yıldönümü basımının kitabın Amerika’daki ilk basımını referans olarak almadığı. Nabokov’un İngilizce olarak Amerika’da yazdığı kitap ilk defa Paris’te basılmıştır. Yazarın 1953 sonlarında bitirdiği kitaba, Amerika’daki yayınevleri dokunmamıştır. Nabokov’un The New Yorker’daki editörü ve arkadaşı Katharine White, kitabın kendini ‘gerçek anlamda mutsuz’ ettiğini belirtmiştir. Viking’deki editör Pascal Covici ise bu kitabı basanın ya büyük bir maddi kayba uğrayacağını ya da hapse gireceğini düşündüğünü söylemiştir. Kitabı ilk defa basmaya cesaret eden Olympia Press’in özelliği, başka ülkelerde sansürlenen çalışmalara destek olmuş olmasıdır. Olympia Press’in bastığı yazarlar arasında Henry Miller ve Jean Genet de vardır. Olympia’yla ilk görüşmelerinde Nabokov kitabı takma bir isim kullanarak yayınlamak istese de, kitabın içine kimliğiyle ilgili bir ipucu bırakmıştır; Vladimir Nabokov’un anagramı olan Vivian Darkbloom, kitaptaki önemsiz karakterlerden birinin ismidir. Editörler, Nabokov’un yazma biçiminin okurlar tarafından tanınacağını savunarak Nabokov’u gerçek ismini kullanması için ikna etmişlerdir.

Lolita’nın anlatıcısı Humbert Humbert, metni 56 günde yazdığını söyler ve bu hızlı tempo, romanın bütününe hakimdir; okuyucunun nefesini keser. Orta yaşlı bir erkeğin karmakarışık olduğu kadar kışkırtıcı, acil ve şiirsel kelimeleri okuyucunun kendi dünyasından çok farklı bir dünyaya girmesine neden olur. Humbert hem itiraf etmektedir, hem kendini haklı çıkartmaktadır, hem de kendinin acınacak durumda olduğunu destekleyen düşüncelerini okuyucuyla zaman zaman korkutucu bir açıklıkla paylaşmaktadır.

Nabokov’un Lolita’yı yazması seneler almıştır. Nabokov romanla ilgili ilk fikrin 1939’da Paris’te oluştuğunu söylemiştir. Yazar, hiçbir zaman basılmayan kısa bir öyküde, ölmek üzere olan bir kadınla kızına yakınlaşabilmek için evlenen bir adamın hikayesini anlatmıştır. Bir otel odasında kızı baştan çıkarma çabaları sonuç vermeyen karakter, hikayenin sonunda kendini öldürür.

Nabokov, 40′ların ortasında romanın hayat damarı olan Humbert’ın tutkulu anlatımını geliştirir. Kitabın unutulmaz ilk cümleleri de romanı bu tutkuyla tanımlar. ‘Lolita, hayatımın ışığı (…) Günahım, ruhum. Lo-lee-ta: dilimin ucunun damakta üç adımlık bir yolculuk yapması, üçte, dişlerde. Lo. Lee. Ta.’

Lolita’nın Amerika’daki basımı, G.P.Putnam’s Sons’ın Başkanı Walter Minton’ın kitabı kız arkadaşından duyması sonucu yapılmıştır.

Pornografik bir kitap bekleyenleri hayal kırıklığına uğratan kitabın en beklenmedik yönlerinden biri de cinselliği çağrıştırabilecek, iç gıcıklayıcı detayların sadece ilk 150 sayfada olmasıdır. Kitabın zavallı bir adamın trajedisi olarak da okunması romanla ilgili en tartışılır noktadır. Nabokov’un yarattığı gerçeklik öyle bir bütündür ki, okuyucu fark etmeden kendini Humbert’ı anlarken bulur ki bu çok rahatsız edici, ahlaksız bir histir. Humbert, okuyucularını yaptıklarını desteklemeseler bile kendini anlayan, ona acıyan süjeler haline getirir. Bu da Nabokov’un edebi dehasının sonucudur. Kitaptaki kelimelerin arasında Lolita acımasız bir şekilde Humbert’ı baştan çıkarır ve Humbert’ın hayatı bu aşktan, tutkudan dolayı mahvolur.

Estetikle ahlakın çarpışmasının edebiyattaki en dikkat çekici örneklerinden biri olan Lolita, okuyucusunu zor durumda bırakır. Kitabı okuyabilmek, büyüsüne kapılmak demek orta yaşlı bir erkeğin ergenlik çağındaki bir kızla yaşadığı cinselliği, ‘aşk’ı desteklemek demektir. Kitabın içine girmemek, etkilenmemek ise inanılmaz bir zihinsel, bedensel ve ruhsal deneyimden mahrum kalmak demektir. Nabokov’u okuyucularını bu kadar ‘çaresiz’ bıraktığı için saygıyla anıyorum.

Tartışma Alanı

“Lolita Üzerine” için 1 Yorum yazılmış.


  1. “Lo-lee-ta: the tip of the tongue taking a trip of three steps down the palate to tap, at three, on the teeth. Lo. Lee. Ta. She was Lo, plain Lo, in the morning, standing four feet ten in one sock. She was Lola in slacks. She was Dolly at school. She was Dolores on the dotted line. But in my arms she was always Lolita.” — Vladimir Nabokov

    Posted by Karoly Aliotti | Temmuz 15, 2009, 20:53

Bir Yorum Yazın



Fotoğraf Projeleri

Icon for Post #3105

Icon for Post #3105

Icon for Post #3105

E-mail Bültenimize Üye Olun

Email