Bir mekanla bireyin arasındaki ilişki çok özeldir. Mimari yapının ışık, koku gibi unsurlarla birleşerek yarattığı ‘atmosfer’ olarak da tanımlanabilecek deneyim kişiseldir. Bu deneyimi izleyiciye vermek isteyen bir fotoğrafçı olarak, Ceren’in Governors Island fotoğraflarını esrarengiz buldum.
Ceren’in fotoğraflarındaki objeleri yakından incelediğimde aslında ne kadar tanıdık, gündelik anlara baktığımı fark ediyorum. Öte yandan, fotoğrafların hepsine sanki bir huzur, bir düzen hakim. Her şeyin bu güzelleştirilmiş, saydamlaştırılmış, arındırılmış hali beni bir anlamda rahatsız ediyor; sanki farklı bir gerçekliğe bakıyormuşum gibi geliyor.
Cignoli’nin dile gelmiş kareleri, bakanı o kareden oyuncu, büyüleyici, şaşırtıcı ve her daim davetkar bir aleme çekiyor.
Merve Ünsal’ın New York Times Fotoğrafları projesinin İran üzerine olan bölümü..
Fotoğrafın bana tanıdığı en önemli imkanın, ‘aynı’ şeyi ‘farklı’ olarak göstermek olabildiğini düşünüyorum. Objektif olma iddiası olan bir makinenin, tamamen süjektif olması, bu tanımların arasındaki durmadan değişen fark beni fotoğrafa bağlayarak her gün şaşırtmaya devam ediyor. Bu galeri, kendi arşivimi araştırmamın ilk sonuçları.
Bir grafik tasarımcı olarak fotoğraf ve grafik tasarımın kesişen ve birbirini besleyen iki dal olduğunu söyleyebilirim. Bu sebeple de fotoğraf ile grafik bir anlatım yakalamaya çalışan bir proje yaptım. New York, Montreal gibi şehir planlaması üzerine çok düşünülmüş şehirlerin kendi grafik anlatımları olduğunu gözlemledim. Bu düşünceden yola çıkarak da fotoğraf ve mimariyi bir arayan getiren, özellikle bazı kesitlere odaklanarak ortaya çıkan formun grafik bir dille anlatıldıği bir seri üzerinde çalıştım. Siyah beyaz kullanımı da bu grafik anlatımı güçlendirmesi odak noktasını renk yerine tezatlıkların ortaya çıkardığı forma çekmesi için bilinçli olarak seçildi.
Rengi ve kompozisyonu bir ressam kadar dikkatli ve kasıtlı kullanan Tunç, Henri Cartier-Bresson’un ‘belirleyici an’ olarak tanımladığı, fotoğrafa özgü bir şekilde gerçek hayattaki bir saniyeyi ölümsüzleştirmeyi bu şehir portreleriyle gerçekleştiriyor.
Levent Kopuz’un fotoğraflarını tamamen görsel olarak okuyarak, geometrinin sınırlarının zorlandığı, kurgulanmış kareler olarak görmek mümkün. Öte yandan, çoğu Avrupa’nın bilinen mimari ya da tarihi noktalarında çekilen fotoğraflar, oraya ait olmayan, turist olarak da tanımlanabilecek birine ait olmalarına rağmen, izleyicide birbirine benzer hisler uyandırıyor.
Son Yorumlar