Daha önce fotoğrafladığı “terk edilmiş ancak kendi yaşamına devam etmiş” mekânlardan farklı olarak, bu fotoğraflardaki mekân “terk edilmişin yeniden kullanıma sokulduğu bir geri dönüşü (daha doğrusu geri dönüşümü)” çağrıştırıyor.
Bozyel, ilişkilenme kurallarını kendisi koyduğu alanları keşfe çıkıyor. Eğer bunlar size tiyatroyu, sirki ya da Joseph Cornell’in işlerini hatırlatıyorsa, bu bir tesadüf değil.
“Bu seride üstünde durmak istediğim insana ait işaretlerin ‘boşa çıktığı’ anlar. Fotoğraflarımda işaretler izleyicilerinden ve dolayısıyla tasarlanmış anlamlarından kopuk, ‘kendi’ halleriyle görülüyorlar.”
Bu proje, beni bir izleyici olarak olduğum yerden kaldırıp baktığım mekanlara götürüyor. Fotoğrafları arka arkaya izlediğimde, bilgisayara değil de yalnız başına yürüyen bir insana dönüşüyorum.
Ivan Pinkava’nın (d.1961) kendini siyah-beyaz fotoğrafın geleneksel dağarcığındaki araçlarla -insan figürleri ve natürmort- ifade ettiğini söylemek doğru olmaz.
Fotoğrafların her biri ayrı bir hikaye anlatıyor ve birlikte izlendiğinde de karelerde eksik olan birinin hikayesi var. Olmayan, gitmiş, belki terk etmiş birisi.
Sanatçının ‘Cebir’ olarak tanımladığı bu fotoğraf projesi, siyah-beyaz fotoğrafçılığın şekil, ışık ve kompozisyonu öne çıkarma özelliğini kullanarak gündelik hayattan detayları soyutlaştırıyor, yabancılaştırıyor.
Engin Güneysu’nun fotoğraflarına ilk baktığımda hissettiğim derin bir üzüntüydü. İnsan fotoğraflarına bakıyordum ama bir şekilde o insanları görmüyordum, fotoğraflar portreden çok peyzaj resimleriydi sanki.
Levent Kopuz’un BoltArt’la paylaştığı bu ikinci projenin arkasında iki çelişen güdü olduğunu düşünüyorum.
Sina Demiral’ın fotoğraflarının moda fotoğrafçılığıyla aynı görsel dili paylaştığı kuşku götürmez. Demiral’ın moda fotoğrafçılığını bir adım öteye götürüp süjeleriyle arasındaki mesafeyi yok ettiğini düşünüyorum.
Son Yorumlar