Olga Migliaressi-Phoca, Untitled, 2008. Migliaressi-Phoca’nın video ve fotoğraf projelerini ayrı ayrı inceleyen yazılarımdan sonra, sanatçının çalışmalarını birbirine bağlayan temaların üzerinde durmak istiyorum. Migliaressi-Phoca’nın sokaktaki erkeklerle göz teması kurmak üzerine kurguladığı fotoğraf projesini takip eden proje, basit bir fikirden yola çıkıyor: sanatçı, uzaktan fotoğrafladığı kişilere yaklaşmak istiyor ve bu yakınlığı da yüz yüze yapamadığından birçok erkeğin [...]
Bozyel, ilişkilenme kurallarını kendisi koyduğu alanları keşfe çıkıyor. Eğer bunlar size tiyatroyu, sirki ya da Joseph Cornell’in işlerini hatırlatıyorsa, bu bir tesadüf değil.
Richard Avedon, Renata Adler, 1978. Renata Adler, Avedon’un diğer modellerinden kişilik olarak oldukça farklıdır. Adler’in yazar kimliğini, basit bir portre ile izleyiciye iletmek isteyen Avedon, Adler’i olabilecek en basit şekilde fotoğraflamıştır. Beyaz bir gömlek giyen Adler’in sade güzelliğinin beklenmedik bir çekiciliği vardır. Dimdik bakışları, kalın saç örgüsü, rahat vücut dili Adler’in fotoğrafı dikte eden, güçlü [...]
Irving Penn, Jean Cocteau, 1948. Irving Penn, sık sık 19. yüzyıl portre fotoğrafçısı Nadar’la karşılaştırılmıştır. Empresyonistleri fotoğraflayan Nadar’la Penn arasındaki bu karşılaştırma ne kadar yüzeysel olsa da iki fotoğrafçının süjeleriyle kurdukları ilişkiyi incelemek bakımından aydınlatıcıdır. Nadar’ın fotoğrafladığı kişileri rahatlatmaya çalıştığı anlatılırken Penn’in stüdyosunda yapılan her çekim adeta bir yüzleşmedir. Bunun tesadüfi bir seçimden çok, Penn’in [...]
Irving Penn, Pablo Picasso, 1957. Irving Penn 50li yıllarda stüdyo portrelerinde büyük bir değişiklik yaparak imzası haline gelmiş ‘köşe’ fotoğrafları yerine süjelerin çok daha yakından fotoğraflandığı kareler yaratır. Picasso’nun 1957 tarihli bu portresi, Penn’in bu yeni yaklaşımının en ilgi çekici örneklerindedir. Şapkayla omuzun arasında adeta havada duran göz, dramatik ışıklandırmanın da etkisiyle portrenin geri kalan [...]
Sina Demiral’ın fotoğraflarının moda fotoğrafçılığıyla aynı görsel dili paylaştığı kuşku götürmez. Demiral’ın moda fotoğrafçılığını bir adım öteye götürüp süjeleriyle arasındaki mesafeyi yok ettiğini düşünüyorum.
Ben bu fotoğraflarda sanatçının kendisini görüyorum. Diğer bir deyişle, her kare sanki bir oto-portre. Bu portreler yakalanmamış, yaratılmış.
New York’ta yaşayan Migliaressi, ekonomik krizle birlikte, sosyal ve kültürel değişimi pratiğinin bir parçası haline getirdi.
Eğer bir portre ile konuşabilseydiniz, ne derdiniz? O size ne anlatırdı? Dünyadaki en son kirliliğin dedikodusunu yapıp Twitter’ın hızına fark mı atmaya çalışırdınız? Yoksa uzun uzun politikadan bahseder, memleketin durumundan mı şikayet ederdiniz?
Erin Currier’in görsel öğeler üzerine kurguladığı sanatı, tarihi ve tarihi süreçler içerisindeki mücadeleleri hafızalarımızdaki yerleşik kalıplarından çekip çıkaran bir üslup ile mülksüzleştirilmişler ile ve adına devam eden bir direniştir.
Son Yorumlar