Olga Migliaressi-Phoca, Staring Back at a Stranger, 2008. Migliaressi-Phoca, dün yayınladığımız projede, New York’ta sokakta durdurduğu erkeklerden bir dakika boyunca kamerasına bakmasını istedi. Sanatçı, bu şekilde oluşturduğu ‘video portre’lerde izleyici, süje ve kendisi arasında rahatsız edici, gergin bir ilişki kurmuş olsa da, bunun yeterli olmadığını düşünerek kendini projenin içine daha görünür bir şekilde katmak istedi. Sokakta [...]
2000′li yılların ilk on senesini geride bırakmaya hazırlandığımız bugünlerde, son yirmi yıldaki bilgi akışı üzerine konuşmayı uygun gördük. Geçen hafta ara verdiğimiz yerden devam ediyoruz.
Köln’deki Ludwig Müzesi sanatçı ve yönetmen Kutluğ Ataman’ın (D. 1961) iki önemli işini bir araya getiriyor: Küba (2004) ve Paradise (2007).
Nil Yalter’in Başsız Kadın / Göbek Dansı video çalışması hem feminist sanat hem de video sanatı açısından Türk sanat sahnesinde öncü bir yere sahip. Yalter’in diğer işlerinde de izi sürülebilen kadın vücudu, ev, dil ve hafıza gibi kavramlar bu eserde birbirine geçiyor.
Hayatla sanat arasındaki çizgiyi sorgulayan Amerikalı sanatçı Andrea Zittel’in Andrea Rosen Galerisi’ndeki 9.solo sergisi, 7 Mart’a kadar sürüyor.
İstanbul Modern’de, 11 Ocak’a kadar sergilenecek olan Şehir Yükseliyor adlı sergi, üç sanatçının video işlerinden oluşuyor.
Bastırılmış Mahremiyet sergisi, görsellik, işitsellik ve kültürel normların buyruğunda şekillenen algılarımız arasındaki ilişkiye değiniyor. İmge ve sesin hem birbirinden bağımsız hem de beraberce yarattığı mahrem söylemler ve bastırılmışlıkları ele alan sergide Luka Princic ve Mehmetcan Serinkaya’nın video ve ses enstalasyonları izleyici ile buluşuyor.
Salon 94’teki Lorna Simpson sergisinin, ‘sessiz’ bir özelliği var. Simpson’ın irdelediği konular ağır olsa da, işleri sert yüzleştirmeler değil; cinsiyet, kimlik, savaş ve işkence konularıyla ilgili kışkırtıcı ama aynı zamanda birden çok anlamı olan sanat işleri üreten Simpson’ın çalışmalarını birbirine bağlayan unsur, görsellik.
“Lisede öğrenciyken sürekli, düz bir yüzeyin üzerine kare şeklinde açılmış çukurlar çizerdim,” diyor Amerikali sanatçı Paul McCarthy, “sonu olmayan ve boşluk hissini veren bu çukurların yanına da bir grup insan resmederdim.” 1960′lardan bugüne uzanan sanat üretiminin önemli bir kısmında mekan algısını sorgulayan sanatçı, Whitney Müzesi’ndeki Central Symmetrical Rotation Movement sergisiyle taze bir soluk alıyor. McCarthy’nin 1966′dan günümüze kadar olan işlerinden bir seçki sunan sergi, büyük boyutlardaki üç yerleştirme, video işleri ve fotoğraflara ev sahipliği yapıyor. Galeri duvarlarınının büyük bir kısmını kaplayan aynalar ve mekanda kullanılan loş ışık ise, hareket, projeksiyon ve tekrarlama kavramları üzerinden biçimlenen işlerin izleyici üzerinde yarattığı vertigo etkisini kuvvetlendiriyor.
Son Yorumlar